12 Nisan 2019 Cuma

Saçın ve Sakalın Boyanması



Rivayet 1. “İbnu Ömer, rivayete göre, sakalını sufra denen sarı boya ile boyar ve derdi ki: “Ben, Resulullah’ı gördüm, sakalını bununla boyamıştı, en çok sevdiği boya da bu idi. Bununla elbisesini boyadığı da olurdu.

Ebu Davud, Libas 18, (4064,4209).

Rivayet 2. Urve anlatıyor: "Esma Bintu Ebî Bekr (radıyallahu anhümâ), ihramlı olduğu halde, sarı renkli giysiler giyerdi. Ancak bunlarda za'ferân olmazdı."
Muvatta, Hacc 11, (1, 326).

Rivayet 3. Hz. AIi (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm), bana altın yüzük takmayı, kıssî elbise giymeyi, rükü ve secdede Kur'an okumayı, sarıya boyanmış elbise giymeyi yasakladı."

Müslim, Libas 31, (2078); Muvatta, 28, (1, 80); Ebü Dâvud, Libâs 11, (4044, 4045, 4046, 4050), Hâtim 4, (4225); Tirmizî, Salât 195, (264); Nesâî, 97, (2,188), Zînet 43, 44, 45, 96, 122, (8,165,169, 203, 219)

Görüldüğü gibi rivayetler birbirini yalanlamaktadır, hangisi doğru acaba, dinle ilgili şeylerde şüphe olur mu?





Saçın Ve Sakalın Beyazlaması Bir Lekelenme midir?



Rivayet 1. İbnu Ömer, rivayete göre, sakalını sufra denen sarı boya ile boyar ve derdi ki: “Ben, Resulullah’ı gördüm, sakalını bununla boyamıştı, en çok sevdiği boya da bu idi. Bununla elbisesini boyadığı da olurdu.”

Ebu Davud, Libas 18, (4064,4209)

Rivayet 2. Resulullah’ın saç ve sakalındaki aklardan sorulunca (Enes) şöyle cevap vermiştir: “Allah O’nu, beyazla (lekelememiş) çirkinleştirmemiştir. O, kişinin başında ve sakalında bulunan beyazları yolmasını mekruh addederdi. Ve (Enes): “Resulullah saçlarını boyamadı. Beyaz kıl (onda nadirdi ve sadece) alt dudağında, şakaklarında ve başında bir nebzecik vardı” derdi.”

Müslim, Fezail 104,105, (2341)

Rivayet 3. Resulullah buyurdular ki: “Saçtaki akları yolmayın. Zira bir kimse Müslüman iken tek bir kıl bile ağarmış olsa bu Kıyamet günü onun için mutlaka bir nur olur.”

Ebu Davud, Tereccül 17, (4202); Tirmizi, Edeb 56, (2822)


Rivayet 4. Hz. Ebu Bekir: “Ey Allah’ın Resulü, saçların ağardı, yaşlandın” dedi. Resulullah: “Beni, Hud, Vakı’a, Mürselat, Amme yetesaelun ve İza’ş’Şemsü Küvviret sureleri ihtiyarlattı” cevabını verdi.”

Tirmizi, Tefsir, Vakı’a, (3293)


RİVAYETLERİN TENKİTİ:

Görüldüğü gibi ikinci rivayette saç ve sakalın beyazlaması Allah tarafından çirkinleştirilmek olarak ifade edilerek öncelikle peygamberimizin saç ve sakalının ağarmadığı ve onları hiç boyamadığı iddia edilmiştir.

Ancak ilk rivayette de dikkat çekildiği gibi peygamberimizin sakalını sarı bir boya ile boyadığı rivayet edilmektedir. Dolayısıyla bu iki rivayet birbiriyle çelişmektedir.
Yine son rivayette Hz. Ebu Bekir tarafından Hz. Peygamberin saç ve sakalının ağardığı ve yaşlandığı ifade edilmektedir. Bu rivayette görüleceği üzere ikinci rivayetle çelişmektedir.
Üçüncü rivayete ise saç ve sakalarda ki beyazların yolunmaması, zira kişi Müslüman iken bir kılın bile ağırmış olsa o kılın Kıyamet Günü o kişiye bir nur olacağı ifade edilmektedir. Beyaz kılların yolunması demek kişinin kendi üzerinde oluşan yaşlılık belirtilerini saklaması anlamına gelmekte ve dolayısıyla saç ve sakalın boyanması ile aynı kapıya çıkmakta ve birinci rivayetle çelişmektedir.

Rivayet savunucuları bu rivayetleri savunurken ikinci rivayetin peygamberimize ait olmadığını, Hz. Enes’in bir yorumu olduğunu ifade etmektedirler. Hz. Enes’in yorumu olduğu zaten rivayetten de anlaşılıyor, anlaşılmayan tıpkı Recm konusunda işlediğimiz maymunların taşlanması hadisesinde de olduğu gibi peygambere ait olmayan bu tür sözler, bir takım çevrelerce Buhari çökerse İslam çöker, Müslim çökerse İslam çöker benzeri sözlerle kutsanan ve İslam’la, Kur’an’la eşitlenen hadis kitaplarında neden geçmektedir. Bu kitaplara nasıl girmiştir. Yoksa sahabenin sözü ya da yorumu olduğu iddia edilen bu sözler de tıpkı gayri metluv vahiy olduğu iddia edilen peygamber sözleri gibi dinde kaynak teşkil ettiği için mi bu hadis kitaplarına girmiştir.  Yani “sahabe sözü=peygamber sözü=gayri metluv vahiy= vahiy” öyle mi? Şayet öyle ise diğer birçok sahabenin de sözleri neden bu kitaplara alınmamıştır.

Rivayet savunucuları, ayrıca Hz. Enes’in bu ifadeden maksadının: “Allah peygamberinin saçını sakalını fazla ağartmadan vefat ettirdi. Çünkü saçın-başın ağarması, insanlar arasında  fiziki olarak pek hoşlanmayan bir şeydir. Allah peygamberinin saygınlığını, onu insanlar arasında pekiyi karşılanmayan yaşlı, saçı-başı ağarmış bir yaşa bırakmayarak korumuştur, şeklinde yorumlayarak kurtarmaya çalışmışlardır. Ancak rivayeti kurtarmışlar mı yoksa yerin dibine mi sokmuşlar anlaşılır gibi değil. Peygamberin saygınlığı görüntüsüne mi bağlı.
Bu yorumda 3. ve 4. rivayetlere ters olduğu gibi aşağıdaki rivayete de terstir.
"Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar." 
(Müslim, Birr, 33; İbn Mâce, Zühd, 9; Ahmed b. Hanbel, 2/285, 539)










10 Nisan 2019 Çarşamba

BİR NAMAZ İKİ KERE KILINIR MI?



Rivayet 1. İbnu Ömer şunu anlatmıştır: “Rasulullah buyurdular ki: “Bir günde aynı namazı iki sefer kılmayın.

Ebu Davud, Salat 68, 579

Rivayet 2. Peygamber Efendimiz namaz kıldırdıktan sonra, iki kişinin mescidin bir köşesinde namaz kılmayıp oturduklarını gördü. Onlara neden cemaatle beraber namaz kılmadıklarını sorunca, “Biz evimizde kıldık” dediler. Bunun üzerine Rasulullah “Böyle yapmayınız. Sizden biri evinde namazı kılıp sonra da imamı namaz kılmamış bir halde bulursa onunla birlikte yine kılsın. Çünkü o kendisi için nafile olur.

Ebu Davud, Salat, 575; Tirmizi, Salat 49

Rivayet 3. Hz. Muaz, Rasulullah ile yatsıyı kılar, sonra kavmine döner, bu namazı onlara kıldırırdı.

Buhari, Ezan 60, 63, 66, Edeb 74; Müslim, Salat 180, (465); Ebu Davud, Salat 68,
(599, 600); Tirmizi, Salat 410, (583)


Rivayetin Tenkiti:

Rivayetlerin birbiri ile çelişkili olduğu ortadadır. Birinci rivayet aynı zamanda Kur’an’la da çelişmektedir. Kur’an’da namaz kılmak övülmüştür. Fazladan kılınan namazın ne zararı olabilir ki? Kimi durumlarda kılınacak olan namazın kılınmamasına neden olacak bu rivayet, kişilerin Allah’ı daha çok anmasına engel olmaktadır.





ORUÇLU İKEN KAN ALDIRILIR MI?



1.     Rivayet : “Hacamat ettiren de, hacamat eden de orucunu açmıştır.”

               ( Tirmizi, Savm 60; Ebu Davud, Savm 28 Buhari oruç 32 )

2.     Rivayet : “Peygamber’imiz oruçlu iken kan aldırmışlardır.”

        (Ebu Davud Oruç 29-30, Tirmizi Oruç 59, Buhari Tıp 11)

3.     Rivayet : İbn Abbâs(R)'tan (o, şöyle demiştir): Peygamber (S) ihrâmlı iken kendisinden kan aldırdı, Peygamber, oruçlu iken de yi­ne kendisinden kan aldırdı.
         
       (Buhari Oruç 45)

4.     Rivayet : “Üç şey vardır orucu bozmaz: Kan aldırmak, kusmak, ihtilam olmak.”
                 
                 ( Tirmizi, Savm, 24)


Rivayetin Tenkiti:

Peygamber eğer kan aldırmanın orucu bozduğunu söyleseydi, hiç şüphesiz kendisi kan aldırmazdı. İslam hükümleri zamana göre değişen bir din değildir. Yani kan aldırmak islamın ilk yıllarında orucu bozuyordu sonraki yıllarında bozmamaya başladı gibi bir şey söz konusu olamaz. Kur’an’da orucu; yemek, içmek ve cinsel ilişkinin bozduğu geçmektedir. Yani birinci rivayet ikinci rivayetle çeliştiği gibi aynı zamanda Kur’an’la da çelişmektedir. Ayrıca hacamat edenin de orucunun bozulması ayrı bir garipliktir.

 En doğru olarak bilinen kimilerine göre bir tanesinin bile inkarının insanı dinden çıkaracağı iddia edilen bu çelişik rivayetler, en doğru denen kitaplara bile nasıl girmiştir bilinmez, ama hangisiyle amel edersek edelim birini inkar etmiş olacağız.

9 Nisan 2019 Salı

ORUÇLU İKEN HANIM ÖPÜLÜR MÜ?




1. Rivayet : Rasulullah’ın azatlılarından Meymune anlatıyor: Rasulullah’a oruçlu iken, oruçlu hanımını öpen adam hakkında sorulmuştu: ‘İkisinin orucu da bozulur!’ buyurdular.

(İbn Mace ,1686)

2. Rivayet : Âişe(R): Rasûlullah (S) oruçlu iken kadınlarının bazısını muhakkak öperdi, demiş; sonra da gülmüştür.

Buhari, Savm 24, 23; Müslim, Sıyam 62-65, (1106)

3. Rivayet : Aişe (R) “Rasulullah oruçlu iken mübaşerette bulunurdu. O, nefsine hepinizden çok hâkim idi.”

Buhari, Savm 24, 23; Müslim, Sıyam 62-65, (1106)


Rivayetin Tenkiti :

Bir hadise göre Peygamber oruçlu iken hanımını öpüyor, diğer hadis oruçlunun öpüşemeyeceğini söylüyor. Belli ki bu hadislerden en az biri uydurmadır. İkisini de doğru olarak almak Peygamber’i ne yaptığını bilmez, çelişkili hareketleri olan, (haşa) bunakvari bir kişi yerine koymak olur.






8 Nisan 2019 Pazartesi

Tasavvuf, Tarikat Uydurmaları, Hikayeleri





Mürşidin, Müridinin İmanını Şeytan'a Karşı Koruması

Hazret-i Mevlânâ kaddesallâhu sırrahu’1-azîz Efendimizin hayâtında Mevlevî fukarasından bir zat, bir sefer esnâsında gider iken haramiler gelip bu dervişi soymuşlar, kamilen elbiselerini ve akçesini almışlar. 

O haramilerden birisi de başında olan sikke-i şerifi alıp kendi başına koyup alay yolu ile; “Ne tuhaf külah!” demiş. Bir müddet sonra çıkarıp dervişe vermiş. Bir gün Hazret-i Mevlâna Efendimiz mürîdânına ders okutur iken murakabeye varmışlar. Bir müddet murakabede durup, sonra başını kaldırıp yine ders ile meşgul olmuşlar. Dersten sonra, bazı yakın müridler bu esrardan sual etmişler. 

Buyurmuşlar ki, “Bir tarihte bizim fukaramızdan bir dervişi haramîler soymuş idiler. Onlardan birisi alay olsun diye bizim alâmet-i şerifimizi alıp başına koyup bir müddet başında kalmış ve sikkemiz altına girmiş idi. 

Şimdi o adam rûhunu teslim ediyor idi. Şeytan gelip onun imanını çalmaya çalışıp gayret ediyordu. Onun imanını koruyarak şeytanı uzaklaştırıp ve kovdum ve imanla ruhunu teslim etti. Zira ki, bizim alâmet-i şerifimizi az bir müddet başına koyup durdu, bize lâyık olan budur ki, o zamanda ona imdat edelim” buyurmuşlardır. 

[ A.İbrahim Dede, a.g.e. c. II, s.742]

Bir Berberin Hikayesi

İstanbul’da Koca Mustafa Paşa civarında bir berber var imiş. Bu zat, müslüman ve muvahhit, beş vakit namazındadır. Lâkin öyle dervişliği olmayıp ancak Pîrân-ı İzâm kaddesallâhu esrârahum Hazretlerinin ism-i şerifleri zikr ve söylenince, elinde her ne var ise, derhal yere bırakıp baş kesip “Kaddesallâhu sırrahu’1-azîz” der imiş. Bunun bu hâli insanlar arasında meşhur olmuş. 

Meselâ bir adamı tıraş eder iken, diğer adam tarafından “Ya Hazret-i Mevlânâ!” denir imiş. O berber derhâl elindeki usturayı yere bırakıp baş kesip “Kaddesallâhu sırrahu’1-azîz” der imiş. Tekrar usturayı alıp meşgul olurmuş. Bu sefer de diğer adam tarafından “Ya Hazret-i Abdülkâdir Geylânî!” denir imiş. Yine derhal elinden usturayı bırakıp anlatıldığı şekilde takdis eder imiş. Yine tıraşa meşgul olup bu sefer de diğer adam tarafından “Ya Hazret-i Ahmed er-Rufaî!” denir imiş. Yine berber elinden usturayı bırakıp “Kaddesallâhu sırrahu’1-azîz” der imiş. 

O tıraş olan adam da başı açık öylece bekler imiş ve ara sıra bunlara rica eder imiş ki, “Canım biraderler, etmeyin, bırakın şu adamın yakasını tıraş olayım” der imiş. İşte bu berberin hâli böyle imiş. 

Bir zaman sonra berberin eceli gelip Hakk’a yürümüş. Bu zatı götürüp defnetmişler. O gece ahbablarından bir zat bu berberi rüyasında görmüş. Sual etmiş ki,“Birader nasıl ettin, münker ve nekir meleklerinin sualine cevap verebildin mi?” O berber, bu adama demiş ki, “Vallahi birader, bir acep hâl oldu, münker ve nekir melekleri ile beraber on iki kimse hazır oldular, lâkin bunlar bildiklerim zatlar değildir. Yüzleri şems gibi parlar; hiçbir adam erenlerin yüzlerine nazar edemez, gözleri kamaşır. 

Bunlar birbirleriyle mücadele ederler ki, münker ve nekir meleklerinin sualine cevap ben vereceğim diye. Diğeri der ki, yok ben vereceğim, öbürüsü der ki, yok ben vereceğim. İşte bu mücadele ile hepsi sorulara cevap verdiler. 

Sonra bunlardan sual ettim ki, “Siz kimsiniz?” Onlar buyurdular ki, “Biz on iki tarîkin pirleriyiz. Sen dünyada iken, bizim ismimiz zikr ve anıldıkça, bize tazim edip takdis eder idin, işte ona mukabil biz de bu günde sana imdat ettik” buyurup gittiler” diye berber olan zat o ahbabına söylemiş olduğunu ertesi günü o zat, berberin ahbaplarına böylece söyleyip müjde vermiştir. rahmetullâhi aleyhi.


[Aşçı İbrahim Dede, Aşçı Dede’nin Hatıraları, hzl. Mustafa KOÇ-Eyüb TANRIVERDİ, İstanbul, 2006, c. II, s.741–742]



Bir âlim öldüğü zaman onun için denizdeki balıklar ve havadaki kuşlar bile ağlar.

Bazı âlimler de şöyle demişlerdir: 

“Bir âlim öldüğü zaman onun için denizdeki balıklar ve havadaki kuşlar bile ağlar. Bir âlim, her ne kadar kendisi bu âlemden gayb olsa da yaşıyormuş gibi onun şanı daima anılır.”


İmam Burhanüddin Ez-Zernûcî, Ta’lim ve Müteallim, trc.Y. Vehbi Yavuz, İst, 1993 s.40







5 Nisan 2019 Cuma

Yüzük Hangi Ele Takılır




Rivayet 1. Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (İran Kisrasına göndermek için) bir mektub yazmıştı. Kendisine: "Onlar mühürlü olmayan mektubu okumazlar" denildi. Bunun üzerine gümüş bir mühür yaptırdı. Üzerine Muhammed Resülullah cümlesini kazdırdı. Cemaate de:

"Ben bir mühür yaptırdım. Üzerine Muhammed Resülullah kazdırdım, kimse bunu yüzüğüne kazdırmasın" buyurdu."

Bir rivâyette şöyle gelmiştir: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm) sağ (eli) ne gümüş bir yüzük taktı. Kaşı Habeşi idi. Karşı avucunun içine geliyordu."

Buhâri, Libâs 46, 50, 51, 54, 55; Müslim, Mesâcid 222, (640); Libâs 55-63, (2092-2095); Ebü Dâvud, Hâtim 1-2, (4214-4217, 4221); Tirmizi, İsti'zân 25, (2719), Libâs 14-17, (1739-1748); Nesâi, ZÎnet 48-82, (8,173-195); İbnu Mâce, Libâs 39, (3639), 41, (3645).

Rivayet 2. Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) helâya girdiği zaman yüzüğünü çıkarırdı."

Tirmizi, Libâs 16, (1746); Nesâi, Zinet 54, (8, 178).
Rezin şu ilâvede bulunmuştur: "Yüzük Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın sol elinde idi.")


Rivayetin Tenkiti :

Peygamber yüzüğü sağ eline mi taktı yoksa sol eline mi taktı? Rivayetlere göre karar vermek zor ya da bunu bilmenin dinsel anlamda kime ne faydası var…